Türkiye Tekstil
Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, "Sanayici
işinin başında olan adamdır. Politikacının yanında olan
sanayicinin demek ki hükümetten beklentileri sanayinin ötesine
geçmiştir. Normal bir sanayici hükümetlerin yanında senede bir
defa, iki defa görünür" dedi. Habertürk televizyonunda Meliha
Okur'un hazırlayıp sunduğu "Doğruyu Söyle" programına katılan
Narin, sanayicinin tarifini "Sanayicinin parası olmaz" sözleriyle
yaptı. 15 Şubat 2007'de yayınlanan programda Narinin sorulan
sorulara yanıtları özetle şöyle:
Tasarruf etmesini bilir misiniz
Halit Bey?
NARİN: Parası olan tasarruf eder, bizde para yok ki
tasarruf edelim.
Siz ne zamandan beri parasız geziyorsunuz Halit Bey?
NARİN: Sanayicinin parası olmaz ki, biz sanayiciyiz.
Doğuştan sanayiciyiz, sonradan sanayici olmamışız.
Doğuştan sanayici olmakla sonradan
sanayici olmak arasında nasıl bir fark var?
NARİN: Yeniler bizden daha iyi tabii. Eskilerden daha iyi,
daha atılgan. Eskiler daha tedbirli gidiyor. Ama sanayici parası
varsa zaten sanayici değildir. Onun için sanayiciye 'para var mı'
diye sormak bana göre çok yanlış. Sanayici ancak yatırımı düşünür.
Para arayacağım sanayicide, niye aramayayım. Çünkü DPT verilerine
göre tasarrufla yatırımlar arasındaki puan farkına baktığımızda
tasarruf bilincinin olmadığını gösteriyor. Onun için soruyorum.
NARİN: Tabii o bütün araştırmalarda bankaların verileri
var. Türkiye'de 'bankaalık sektörü sanayiciye yönelik mi, yoksa
bankanın kendisine yönelik midir' diye tartışılmıyor. Bankacılık
sektörü dünyanın her yerinde parasını sanayiciye yatırım için
kullandırır. Türkiye'de ise bankacıların daha fazla para kazanması
hükümetler tarafından daima teşvik edilir. Sanayiciye
istikametlendirilmiş tasarruf yoktur. Bütün yapılan iş, tüketime
verilen paradır. Baktığınızda bankacılık sektörünün kar marjı bir
sene öncesine göre yüzde 80 artmış.
Nasıl oluyor bu?
NARİN: Siz kredi kartina böyle aşırı kar verirseniz, gelir
sahibi insanların tasarruf yapma imkanını bırakın bir tarafa,
insanların geleceğinin ipotek altına alındığını çok daha iyi
görürsünüz.
Siz doğuştan sanayicisiniz değil mi? Yani aileden, babanız da
sanayiciydi değil mi?
NARİN: Evet, rahmetli öyleydi.
Yani birkaç kuşak gidiyor. Türkiye'de bankacılığa baktığınızda
holding bankacılığı var, siz niye banka sahibi olmadınız?
NARİN: İnsanın kendi inancında çalışması lazım. Herkes,
'her işi yapayım' derse olmaz. Herkes, her işi yaptığı için
bankaların Türkiye ekonomisine getirmiş olduğu fatura meydanda.
Hükümet hala onların problemlerini halletmeye çalışıyor. Demek ki
bankaalık başka bir sektör, başka bir beceri işi. Biz sanayici
olarak eğitilmişiz, öyle yetiştirilmişiz. Bazdan da finans dünyası
için eğitilmiş. Ama finans dünyasının, vücudun kanı olduğunu
hükümetlerimiz daima unutuyorlar. Eğer vücudunda 5-6 kilo kan
yoksa zaten bir insanın yaşama imkanı yoktur. Sanayicinin kanı
ucuz ve uzun vadeli kredidir. Son 20 senedir sanayiciye kredi
sistemi enjekte edilmemiş, daima yüksek kar peşinde koşmuşlardır.
Bundan dolayı da sanayideki atılımımız çok geri kalmıştır.
Şu an kaç fabrikanız var?
NARİN: Bizim oldum olası hep
Narin Mensucat var.
Bunu şunun için soruyorum. Bankalarla çok sorun yaşadınız geçmişte.
Onun için mi bankacılarla ilgili böyle konuşuyorsunuz, diye sormak
zorundayım.
NARİN: Bizim geçmiş hükümetlerimizin zayıf taraflan da
kuvvetli tarafları da vardı. Atılım yapan, becerileri olan ciddi
hükümetler de vardı. Ancak bunun yanında kendilerini tenkit eden
insanlara karşı ciddi saldırıları olan hükümetler de vardı.
Hükümetlerin çoğu tenkitten hoşlanmaz. Halbuki tenkitler yapıa
olduğu sürece insanlara daha fazla muvaffakiyet yolunu açar. Biz
1970'li yıllardan itibaren hükümetlerde eksik gördüğümüz noktaları
açıkladıkça oralardan darbeler aldık. Bu darbeler de normaldir.
Hükümet öyle düşünmüştür, elindeki güç böyledir.
Önemli bir şey söylüyorsunuz burada, çok samimi.
NARİN: Ciddi söylüyorum.
Geçmiş dönemde özellikle siz Özal'a karşı mı böyle çok konuştunuz da
bedel ödediniz? Kime karşı ödediniz? Herkes özeleştiri yapacak bu
ülkede, yapmak zorunda...
NARİN: Her dönemin adamı vardır. Bunun içinde tabii az da
olsa sanayiciler de yer alır. Ama sanayici işinin başında olan
adamdır. Politikacının yanında olan sanayidnin, demek ki hükümetten
beklentileri sanayinin ötesine geçmiştir. Normal bir sanayici
hükümetlerin yanında senede bir defa, iki defa görünür.
Siz onun için mi hiç Tayyip Bey'le seyahatlere gitmiyorsunuz? Ama
Tayyip Bey'i de eleştirdiğinizi görmedim, seyahatlere de
gitmiyorsunuz...
NARİN: Eleştirmem için Tayyip Bey'in sanayiciye yaklaşımında
yanlışlar, eksikler olması lazım. Bizim gözümüze göre Tayyip Bey'in
öyle bir hareketi yok. Bakanlık seviyesinde olan tartışmalar,
konuşmalar oluyor. Tayyip Bey'le biz senede dört beş defa
buluşuyoruz. Ama illa bunu kamuoyuna göstererek yapma mantığının
içinde değiliz. Biz normal yapılan eksikleri anlatırız. Biz hiçbir
zaman sanayiciler olarak bakanların ve Başbakan'ın yanında devamlı
bulunan insanlar değiliz. Çünkü bizim devamlı yapacak işimiz vardır.
Güzel, biz de işte bunu duymak istiyoruz. Son bir yıldır
tartışıyoruz: Tekstilde 'öldük, bittik' deniyor. Nerede ölüyoruz
biz, nerede hata yapıyoruz?
NARİN: Bu, rahmetli Turgut Özal döneminden beri bazı
konfeksiyoncu arkadaşlarımızın söylemiş olduğu laftır. Küçük
konfeksiyoncu gruplar avantaj elde etmek için dahilde işleme
rejimiyle mal ithal ederek Türkiye'de tekstil sanayini demode sektör
olarak ortaya koymuşlardır. Bu sektörde 30-31 milyar dolar ihracat
var. Burada 3-4 milyon insan çalışıyor. Bunu söyleyen insanlarda
insaf ve vicdan olması lazım. Çünkü bu kadar insanın ekmeğiyle
uğraşıyorlar. Bu kadar insanın ekmeğine mani olup ithalattan para
kazanmak istiyorlar.
Uluslararası Tekstil Sanayicileri
Federasyonu Başkanlığı koltuğuna 2008'de siz oturuyorsunuz. Bu
federasyon niye önemli?
NARİN: Şimdi Türkiye'de hükümetlerimiz dahil maalesef
dünyadaki tekstil sanayii ile ilgili bilgileri çok az. Vakitleri
yok belki. Ama araştıracak olan elemanlan da her tarafta var. Şu
anda dünyada dört ülke tekstile acayip şekilde yatırım yapıyor.
Başta Çin, sonra Hindistan, sonra Pakistan, sonra Bangladeş. Biz
de bunun içinde köşemizi tutmuşuz, ağırlıklı kalıyoruz. Bu kadar
dünyanın tekstil sanayine yatırım yaptığı bir yerde, köşe tuttuğu
bir yerde Avrupa'da bizden başka tekstil sanayii olan ülke
kalmamış. Avrupa'da tüketim Amerika'ya göre iki misli. Amerika'da
bir insan yılda tekstile 200 dolar harcıyorsa, Avrupa'da bu rakam
400 dolar. Biz o potansiyelin yüzde 75-80'ine sahip olmuşuz. Çin
her sene tekstile dünyada yapılan yatırımın yüzde 40'ını tek
başına yapıyor. Peki demodeyse bu kadar büyük yatırım yapılır mı?
Dünyanın bugün konuştuğu rakamlar hep tekstil yatinmıdır.
Konfeksiyon yatırımı hiçbir literatürde yer almıyor.
Mesaj da açık ve net. Patron kim
tekstil ve konfeksiyon sektöründe. Siz misiniz, TİM mi?
NARİN: Siz TİM'in birinci
başkanının kim olduğunu biliyor musunuz? TİM'in kuruluşunda ilk
başkan benim. TİM'i bir teşkilat haline getiren yine benim. Bu TİM
ve ona bağlı ihracatçı birliklerin hepsi tekstil ve diğerlerinin
tamamını kapsayan bir ihracatçı ve ithalatçı birlikleridir. 15-20
milyon çalışan insanın kapasitesini ihraç etmek, onlara devamlı iş
vermek gibi bir mecburiyetiniz var. Bir tek rakamı konuşamazsınız.
Yarattığı katma değere bakarak konuşursunuz. Şimdi tekstil sektörü
de konfeksiyonun anası ve babasıdır. O olmazsa hiçbir şey
yapamazsınız.
Konfeksiyon falan olmaz diyorsunuz.
NARİN: Olamaz, ben size kumaş vermezsem siz neyi kesip
dikeceksiniz?
'İthal ederiz' derler efendim.
NARİN: Eskiden Hindistan o işi yapıyordu, ondan evvel de
İngiltere. Şimdi Çin yapıyor. İngiltere 1900'lerin başında dünya
tekstilinin yüzde 40'ına sahipti. Bugün dünya tekstilinin yüzde
40'ı Çin'de. Niye oraya gitmiş? Çünkü orada konuşulan konfeksiyon
değil. 100 yıldır konuşulan rakamlar hep tekstildir. Çünkü tekstil
çıkarırsa konfeksiyon vardır. Bunlar birbirinden ayrılmaz. Ama
konfeksiyon var, tekstil yok diye bir şey konuşulamaz. Biz ne
diyoruz? Biz şununla bununla kavgalı değiliz, olamayız. Ama sen
anneni, babam inkar edersen, varlığını inkar edersen olmaz. Ben
yumurtadan çıktım diyemezsin ki... Nereden çıktın sen? Ayrıca
senin yapmış olduğun ihracatın temelindeki katma değerin nedir?
Ortaya rakamlar çıkarıyorlar, doğrudur. Bunun iki misli olması
lazım. Bu rakamın içinde senin dahilde işlememe -işleme rejimi
demiyorum- rejimiyle getirdiğin malın payı ne kadar? Bir bakanlık,
bir teşkilat katma değeri belli olan rakamlardan arındırılmış
ihracat rakamını konuşabilmeli. Böylece o zaman işçiliği,
yatırımı, Türk insanını teşvik edersin. Tek başına bir ihracat
rakamı çıkıyor ortaya. Bu ihracat rakamı Türkiye için 'ne ifade
ediyor' dediğiniz zaman, rakamın ötesindekilere bakacağız.
Sizin için ne ifade ediyor efendim? Her ayın 1'inde Türkiye
İhracatçılar Meclisi, Anadolu'yu dolaşıyor ve ihracat verilerini
açıklıyor. Bunun tekstil ve konfeksiyon sektörü için anlamı ne?
NARİN: Bakın biz iki sene
evvel bütün üniversitelere müracaat ettik. İstediğiniz finansmanı
vereceğiz, bir tekstil envanteri çıkarabilir misiniz, dedik. Kimse
çıkaramadı. Bugün devletin elinde bir tekstil envanteri yok. Şimdi
TİM her ayın l'inde çıkıyor rakam açıklıyor. Şu kadar kapasite
kullandım, şu kadar bilmem ne yaptım... Kamuoyuna çıkıyor, herkes
bunu okuyor. Bu verileri Türkiye'nin hiçbir yerinde
değerlendirmeye tabii tutmuş resmi bir rakam olarak göremezsiniz.
Sadece bir beyan. Bu beyanlara, motivasyon bakımından insanları
teşvik ediyor, diye saygı duyuyoruz. Yanlış olabilir, eksik
olabilir. Sonuçta tekstil ve konfeksiyon, 40 milyar dolar katma
değeri olan bir potansiyele sahip. Ama bunun içinden dahilde
işlememe rejimine gelmiş mallan düşüp öyle açıklayacaksınız.
Böylece Türkiye'de tekstil yatırımcılarının önünü açacaksınız.
Ama burada ısrarla tekstil diyorsunuz, konfeksiyoncu arkadaşları
ayrı koyuyorsunuz...
NARİN: Tabii, çünkü o olmazsa onu yapmak mümkün değil.
Siz hangi bakanlığa bağlısınız?
NARİN: Esasında bizim bakanlığımızın birisi Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı. Ali Coşkun Bey'le diyaloglarımız fevkalade
müspet, ikinci olarak da Çalışma Bakanlığı'na bağlıyız. Çünkü
tekstil en çok işçi çalıştıran sektördür. Onunla da SSK ve diğer
problemlerimiz vardır ama tabii oranın da gelir ve gider dengesi
Maliye'de olduğu için Sayın Unakıtan da orada istediğimiz
hamleleri yapamıyor. Tabii bir de Sayın Tüzmen var. Sayın Tüzmen
hem gümrüklerden hem ihracattan hem ithalattan mesul. Sayın
Tüzmen'le iki tane olaya parmak bastık. Biri hayali ihracata
yönelik, diğeri de kayıtdışına yönelik. TOBB Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu'yla birlikte Sayın Başbakan'la yapılan toplantıda
KDV'nin yüzde 18'den 8'e düşürülmesi sağlandı. Dolayısıyla şu anda
tekstil sektörünün arük yüzde 90-95'ninin kayıt içinde olduğunu
kabul etmek lazım.
4 milyon insan çalışıyor ve geçen
yıldan bu yana sektör kayıt içine girdi diyorsunuz...
NARİN: Tabii çünkü Sayın Maliye Bakanı ile konuştuğumuz
zaman da rakamlardan o anlaşılıyor artık. Kayıtsız olan üretim
rakamları nedir? İşçiler. Çünkü SSK primleri o kadar yüksek ki,
bunun yüzde 50'nin altına düşmesi lazım. Dolayısıyla tekstil
sektörünün bir politikaya ihtiyacı var. Nedir politika? Dahilde
işleme rejiminin kuralına riayet etmek. Dahilde işleme rejiminin
her ülkede payı yüzde 3-5'tir. Bizde bu dahilde işlememe rejimi
yüzde 65.
Dahilde işlememe rejimi diye özellikle ısrarla söylüyorsunuz...
NARİN: Dilim sürçüyor da...
Ama bu dil sürçmesi Kürşad Bey'i çok kızdırır. Bizi izleyenler de
diyecek ki nedir bu dahilde işlememe rejimi?
NARİN: Valla bunu herkes biliyor. Şimdi bakın, bir rejim
suistimallerle daima sarsılır. Suistimal yapan insanlar da
fırsatçı insanlardır. Ciddi sanayici hangi branşta olursa olsun
devlet prosedürlerinin dışında çalışmayı hiçbir zaman amaçlamayan
insanlardan meydana gelir. Fırsatçı sektör değildir sanayicilik.
İlaç sanayinde de böyledir, otomotivde de böyledir. Ama fırsatçı
olan insanların zaten çok vakti vardır. Çünkü onların fırsat
yaratmak için boş vakitleri vardır. Onlar muayyen kisveler altında
bu fırsatçılığını değerlendirirler. Sayın Tüzmen niye bize
kızacak? Sayın Tüzmen'le bizim kavgamız yok ki. Bakanlığın bütün
vazifesi, sanayicinin menfaatini korumak. Biz onunla senede üç-beş
defa bir araya geliyoruz konuşuyoruz, birçok problemimizi
hallediyoruz. Ama bir yerde de mesela dahilde işlememe rejimiyle
gelen malın rakamıyla ihracatta kullandığımız rakamın ayrılmış
olan miktarınn açıklanmasını istiyoruz. Nedir bu rakam? Sen 10
milyar dolar ihracat yapıyorsan, bunun içinde ne kadar başkasının
malı var, ne kadarı benim malım? Ne kadar mal gelmiş, ne için
gelmiş? Yani, ne için geldiğinin hesabını Sayın Bakan soracak. Biz
sanayiciler Sayın Başbakan'la üç-beş defa çok kısa konuşuyoruz,
teşekkür ediyoruz çıkıyoruz. Biz söylüyoruz Sayın Başbakan
dinliyor, inandığını yapıyor, ondan sonra bizim işimiz bitiyor.
Çünkü biz sanayiciyiz, biz Başbakan'ın yararıda kalamayız ki.
Sayın Bakanla da aynı şeyi yapıyoruz. Biz Sayın Bakanla nereye
gideceğiz? İşimiz var, gücümüz var hepimizin.
Sayın Bakan şu an Milano'da. Milano
Moda Fuarı var, genç tekstilciler de kendisiyle birlikte...
NARİN: Çok iyi.
Ama siz 2008'de çok önemli bir Federasyonun Başkanlık koltuğuna
oturuyorsunuz, tüm trendlerin belirlendiği merkez burası değil mi?
Ya bu gençler sizin başkanlığınızı kabul etmezse?
NARİN: Şimdi başkanlık, mahallede yapılan bir seçim
değildir, meydanlarda yapılan bir seçim de değildir. Başkanlık,
prosedürleriyle yapılan bir iştir, bir politikacı gibidir. Siz,
'ben partinin başına geçeceğim' dediğiniz zaman geçebiliyor
musunuz? Onun da prosedürü var. Bizim başkanlığımız da böyle.
Herkesin başkanlığı böyle, bakanlıklar da böyledir. Yani Ahmet,
Mehmet istedi yahut istemedi diye başkan olduk veya olmadık diye
tipimiz yok. Biz başkan oluruz, başkanlığımızın icabını yaparız.
Ama bizim yaptığımız iş, sanayicinin bir memlekete katkısını
müdafaa etmektir. Biz ceplerin kavgasını yapmayız, biz
menfaatlerin kavgasını yapmayız.
2007'de iki seçim var. Türkiye'de kafalar kanşık. Öte yandan bir
de sektörde patron kim konusu var. Bu, ciddi bir tartışma konusu
diyoruz ve noktayı koyuyoruz...
NARİN: Son olarak şunu söyleyeyim, Sayın Tüzmen'le
alakalı... Dediniz ki Milano'ya gitti, tabii fuarlara gidecek.
Yalnız fuarlar onun işi değil bizim de işimiz. Bizim mallarımız da
o fuarlarda var. Ama illa böyle konfeksiyoncuları yanına alarak
gitmesini istemiyoruz. Niye? Çünkü, biz annesi babası olan bir
sektörün ağırlıklı olan yatırımcılarıyız. Bizimle beraber herkes
olmalı, bize karşı bir takım yaratarak o takımın menfaatlerini
ortaya getirmek bizim işimize gelmez memleket olarak. Yani netice
itibarıyla o bakansa, biz sanayici isek, öteki konfeksiyoncuysa,
öbürü otomotivciyse, biz hepimiz biriz, biz birbirimizden
ayrılmayız. Bizi birbirimize düşüren insanların yalnız menfaati
olur. O menfaate karşı da biz yine kenetlenip müdafaamızı
yapmalıyız. Çünkü, sanayisi olmayan, sanayi ile kalkınmayan bir
ülkenin geleceğinde ekonomik dengeleri olmaz diye düşünüyoruz.
Kaynak:tekstilisveren.org
|