LALELİ REHBERİ              

 19.11.2008 23:17:41 Anasayfa Tekstil Fuarları Önemli Telefonlar Seri İlanlar Firma Ekle İletişim
Sektör Seçin

Reklamlar


Biliyormusunuz?
 No ile Telefon arama
 Ad ile Telefon arama
 Bağ-Kur Borcu Öğren
 SSK ile İlgili Herşey
 Maliye Bakanlığı
 Kimlik Numarası
 Emeklilik Tarihi
 İstanbul Ticaret Od.
Tekstilciler İçin
 Önemli Telefonlar
 Tekstil Fuarları
 Ticaret Borsaları
 Tekstil Dernekleri
 Türk Büyükelçilikleri
Biz
 Kimiz
 Neredeyiz
 Ne Yapıyoruz
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, "Sanayici işinin başında olan adamdır. Politikacının yanında olan sanayicinin demek ki hükümetten beklentileri sanayinin ötesine geçmiştir. Normal bir sanayici hükümetlerin yanında senede bir defa, iki defa görünür" dedi. Habertürk televizyonunda Meliha Okur'un hazırlayıp sunduğu "Doğruyu Söyle" programına katılan Narin, sanayicinin tarifini "Sanayicinin parası olmaz" sözleriyle yaptı. 15 Şubat 2007'de yayınlanan programda Narinin sorulan sorulara yanıtları özetle şöyle: 
Tasarruf etmesini bilir misiniz Halit Bey?
NARİN: Parası olan tasarruf eder, bizde para yok ki tasarruf edelim.
Siz ne zamandan beri parasız geziyorsunuz Halit Bey?
NARİN: Sanayicinin parası olmaz ki, biz sanayiciyiz. Doğuştan sanayiciyiz, sonradan sanayici olmamışız.
 
Doğuştan sanayici olmakla sonradan sanayici olmak arasında nasıl bir fark var?
NARİN: Yeniler bizden daha iyi tabii. Eskilerden daha iyi, daha atılgan. Eskiler daha tedbirli gidiyor. Ama sanayici parası varsa zaten sanayici değildir. Onun için sanayiciye 'para var mı' diye sormak bana göre çok yanlış. Sanayici ancak yatırımı düşünür.
Para arayacağım sanayicide, niye aramayayım. Çünkü DPT verilerine göre tasarrufla yatırımlar arasındaki puan farkına baktığımızda tasarruf bilincinin olmadığını gösteriyor. Onun için soruyorum.
NARİN: Tabii o bütün araştırmalarda bankaların verileri var. Türkiye'de 'bankaalık sektörü sanayiciye yönelik mi, yoksa bankanın kendisine yönelik midir' diye tartışılmıyor. Bankacılık sektörü dünyanın her yerinde parasını sanayiciye yatırım için kullandırır. Türkiye'de ise bankacıların daha fazla para kazanması hükümetler tarafından daima teşvik edilir. Sanayiciye istikametlendirilmiş tasarruf yoktur. Bütün yapılan iş, tüketime verilen paradır. Baktığınızda bankacılık sektörünün kar marjı bir sene öncesine göre yüzde 80 artmış.
Nasıl oluyor bu?
NARİN: Siz kredi kartina böyle aşırı kar verirseniz, gelir sahibi insanların tasarruf yapma imkanını bırakın bir tarafa, insanların geleceğinin ipotek altına alındığını çok daha iyi görürsünüz.
Siz doğuştan sanayicisiniz değil mi? Yani aileden, babanız da sanayiciydi değil mi?
NARİN: Evet, rahmetli öyleydi.
Yani birkaç kuşak gidiyor. Türkiye'de bankacılığa baktığınızda holding bankacılığı var, siz niye banka sahibi olmadınız?
NARİN: İnsanın kendi inancında çalışması lazım. Herkes, 'her işi yapayım' derse olmaz. Herkes, her işi yaptığı için bankaların Türkiye ekonomisine getirmiş olduğu fatura meydanda. Hükümet hala onların problemlerini halletmeye çalışıyor. Demek ki bankaalık başka bir sektör, başka bir beceri işi. Biz sanayici olarak eğitilmişiz, öyle yetiştirilmişiz. Bazdan da finans dünyası için eğitilmiş. Ama finans dünyasının, vücudun kanı olduğunu hükümetlerimiz daima unutuyorlar. Eğer vücudunda 5-6 kilo kan yoksa zaten bir insanın yaşama imkanı yoktur. Sanayicinin kanı ucuz ve uzun vadeli kredidir. Son 20 senedir sanayiciye kredi sistemi enjekte edilmemiş, daima yüksek kar peşinde koşmuşlardır. Bundan dolayı da sanayideki atılımımız çok geri kalmıştır.
Şu an kaç fabrikanız var?

NARİN: Bizim oldum olası hep Narin Mensucat var.
Bunu şunun için soruyorum. Bankalarla çok sorun yaşadınız geçmişte. Onun için mi bankacılarla ilgili böyle konuşuyorsunuz, diye sormak zorundayım.
NARİN: Bizim geçmiş hükümetlerimizin zayıf taraflan da kuvvetli tarafları da vardı. Atılım yapan, becerileri olan ciddi hükümetler de vardı. Ancak bunun yanında kendilerini tenkit eden insanlara karşı ciddi saldırıları olan hükümetler de vardı. Hükümetlerin çoğu tenkitten hoşlanmaz. Halbuki tenkitler yapıa olduğu sürece insanlara daha fazla muvaffakiyet yolunu açar. Biz 1970'li yıllardan itibaren hükümetlerde eksik gördüğümüz noktaları açıkladıkça oralardan darbeler aldık. Bu darbeler de normaldir. Hükümet öyle düşünmüştür, elindeki güç böyledir.
Önemli bir şey söylüyorsunuz burada, çok samimi.
NARİN: Ciddi söylüyorum.
Geçmiş dönemde özellikle siz Özal'a karşı mı böyle çok konuştunuz da bedel ödediniz? Kime karşı ödediniz? Herkes özeleştiri yapacak bu ülkede, yapmak zorunda...
NARİN: Her dönemin adamı vardır. Bunun içinde tabii az da olsa sanayiciler de yer alır. Ama sanayici işinin başında olan adamdır. Politikacının yanında olan sanayidnin, demek ki hükümetten beklentileri sanayinin ötesine geçmiştir. Normal bir sanayici hükümetlerin yanında senede bir defa, iki defa görünür.
Siz onun için mi hiç Tayyip Bey'le seyahatlere gitmiyorsunuz? Ama Tayyip Bey'i de eleştirdiğinizi görmedim, seyahatlere de gitmiyorsunuz...
NARİN: Eleştirmem için Tayyip Bey'in sanayiciye yaklaşımında yanlışlar, eksikler olması lazım. Bizim gözümüze göre Tayyip Bey'in öyle bir hareketi yok. Bakanlık seviyesinde olan tartışmalar, konuşmalar oluyor. Tayyip Bey'le biz senede dört beş defa buluşuyoruz. Ama illa bunu kamuoyuna göstererek yapma mantığının içinde değiliz. Biz normal yapılan eksikleri anlatırız. Biz hiçbir zaman sanayiciler olarak bakanların ve Başbakan'ın yanında devamlı bulunan insanlar değiliz. Çünkü bizim devamlı yapacak işimiz vardır.
Güzel, biz de işte bunu duymak istiyoruz. Son bir yıldır tartışıyoruz: Tekstilde 'öldük, bittik' deniyor. Nerede ölüyoruz biz, nerede hata yapıyoruz?
NARİN: Bu, rahmetli Turgut Özal döneminden beri bazı konfeksiyoncu arkadaşlarımızın söylemiş olduğu laftır. Küçük konfeksiyoncu gruplar avantaj elde etmek için dahilde işleme rejimiyle mal ithal ederek Türkiye'de tekstil sanayini demode sektör olarak ortaya koymuşlardır. Bu sektörde 30-31 milyar dolar ihracat var. Burada 3-4 milyon insan çalışıyor. Bunu söyleyen insanlarda insaf ve vicdan olması lazım. Çünkü bu kadar insanın ekmeğiyle uğraşıyorlar. Bu kadar insanın ekmeğine mani olup ithalattan para kazanmak istiyorlar.

Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu Başkanlığı koltuğuna 2008'de siz oturuyorsunuz. Bu federasyon niye önemli?
NARİN: Şimdi Türkiye'de hükümetlerimiz dahil maalesef dünyadaki tekstil sanayii ile ilgili bilgileri çok az. Vakitleri yok belki. Ama araştıracak olan elemanlan da her tarafta var. Şu anda dünyada dört ülke tekstile acayip şekilde yatırım yapıyor. Başta Çin, sonra Hindistan, sonra Pakistan, sonra Bangladeş. Biz de bunun içinde köşemizi tutmuşuz, ağırlıklı kalıyoruz. Bu kadar dünyanın tekstil sanayine yatırım yaptığı bir yerde, köşe tuttuğu bir yerde Avrupa'da bizden başka tekstil sanayii olan ülke kalmamış. Avrupa'da tüketim Amerika'ya göre iki misli. Amerika'da bir insan yılda tekstile 200 dolar harcıyorsa, Avrupa'da bu rakam 400 dolar. Biz o potansiyelin yüzde 75-80'ine sahip olmuşuz. Çin her sene tekstile dünyada yapılan yatırımın yüzde 40'ını tek başına yapıyor. Peki demodeyse bu kadar büyük yatırım yapılır mı? Dünyanın bugün konuştuğu rakamlar hep tekstil yatinmıdır. Konfeksiyon yatırımı hiçbir literatürde yer almıyor.
Mesaj da açık ve net. Patron kim tekstil ve konfeksiyon sektöründe. Siz misiniz, TİM mi?
NARİN: Siz TİM'in birinci başkanının kim olduğunu biliyor musunuz? TİM'in kuruluşunda ilk başkan benim. TİM'i bir teşkilat haline getiren yine benim. Bu TİM ve ona bağlı ihracatçı birliklerin hepsi tekstil ve diğerlerinin tamamını kapsayan bir ihracatçı ve ithalatçı birlikleridir. 15-20 milyon çalışan insanın kapasitesini ihraç etmek, onlara devamlı iş vermek gibi bir mecburiyetiniz var. Bir tek rakamı konuşamazsınız. Yarattığı katma değere bakarak konuşursunuz. Şimdi tekstil sektörü de konfeksiyonun anası ve babasıdır. O olmazsa hiçbir şey yapamazsınız.
Konfeksiyon falan olmaz diyorsunuz.
NARİN: Olamaz, ben size kumaş vermezsem siz neyi kesip dikeceksiniz?
'İthal ederiz' derler efendim.
NARİN: Eskiden Hindistan o işi yapıyordu, ondan evvel de İngiltere. Şimdi Çin yapıyor. İngiltere 1900'lerin başında dünya tekstilinin yüzde 40'ına sahipti. Bugün dünya tekstilinin yüzde 40'ı Çin'de. Niye oraya gitmiş? Çünkü orada konuşulan konfeksiyon değil. 100 yıldır konuşulan rakamlar hep tekstildir. Çünkü tekstil çıkarırsa konfeksiyon vardır. Bunlar birbirinden ayrılmaz. Ama konfeksiyon var, tekstil yok diye bir şey konuşulamaz. Biz ne diyoruz? Biz şununla bununla kavgalı değiliz, olamayız. Ama sen anneni, babam inkar edersen, varlığını inkar edersen olmaz. Ben yumurtadan çıktım diyemezsin ki... Nereden çıktın sen? Ayrıca senin yapmış olduğun ihracatın temelindeki katma değerin nedir? Ortaya rakamlar çıkarıyorlar, doğrudur. Bunun iki misli olması lazım. Bu rakamın içinde senin dahilde işlememe -işleme rejimi demiyorum- rejimiyle getirdiğin malın payı ne kadar? Bir bakanlık, bir teşkilat katma değeri belli olan rakamlardan arındırılmış ihracat rakamını konuşabilmeli. Böylece o zaman işçiliği, yatırımı, Türk insanını teşvik edersin. Tek başına bir ihracat rakamı çıkıyor ortaya. Bu ihracat rakamı Türkiye için 'ne ifade ediyor' dediğiniz zaman, rakamın ötesindekilere bakacağız.
Sizin için ne ifade ediyor efendim? Her ayın 1'inde Türkiye İhracatçılar Meclisi, Anadolu'yu dolaşıyor ve ihracat verilerini açıklıyor. Bunun tekstil ve konfeksiyon sektörü için anlamı ne?
NARİN: Bakın biz iki sene evvel bütün üniversitelere müracaat ettik. İstediğiniz finansmanı vereceğiz, bir tekstil envanteri çıkarabilir misiniz, dedik. Kimse çıkaramadı. Bugün devletin elinde bir tekstil envanteri yok. Şimdi TİM her ayın l'inde çıkıyor rakam açıklıyor. Şu kadar kapasite kullandım, şu kadar bilmem ne yaptım... Kamuoyuna çıkıyor, herkes bunu okuyor. Bu verileri Türkiye'nin hiçbir yerinde değerlendirmeye tabii tutmuş resmi bir rakam olarak göremezsiniz. Sadece bir beyan. Bu beyanlara, motivasyon bakımından insanları teşvik ediyor, diye saygı duyuyoruz. Yanlış olabilir, eksik olabilir. Sonuçta tekstil ve konfeksiyon, 40 milyar dolar katma değeri olan bir potansiyele sahip. Ama bunun içinden dahilde işlememe rejimine gelmiş mallan düşüp öyle açıklayacaksınız. Böylece Türkiye'de tekstil yatırımcılarının önünü açacaksınız.
Ama burada ısrarla tekstil diyorsunuz, konfeksiyoncu arkadaşları ayrı koyuyorsunuz...
NARİN: Tabii, çünkü o olmazsa onu yapmak mümkün değil.
Siz hangi bakanlığa bağlısınız?
NARİN: Esasında bizim bakanlığımızın birisi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı. Ali Coşkun Bey'le diyaloglarımız fevkalade müspet, ikinci olarak da Çalışma Bakanlığı'na bağlıyız. Çünkü tekstil en çok işçi çalıştıran sektördür. Onunla da SSK ve diğer problemlerimiz vardır ama tabii oranın da gelir ve gider dengesi Maliye'de olduğu için Sayın Unakıtan da orada istediğimiz hamleleri yapamıyor. Tabii bir de Sayın Tüzmen var. Sayın Tüzmen hem gümrüklerden hem ihracattan hem ithalattan mesul. Sayın Tüzmen'le iki tane olaya parmak bastık. Biri hayali ihracata yönelik, diğeri de kayıtdışına yönelik. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'yla birlikte Sayın Başbakan'la yapılan toplantıda KDV'nin yüzde 18'den 8'e düşürülmesi sağlandı. Dolayısıyla şu anda tekstil sektörünün arük yüzde 90-95'ninin kayıt içinde olduğunu kabul etmek lazım.
4 milyon insan çalışıyor ve geçen yıldan bu yana sektör kayıt içine girdi diyorsunuz...
NARİN: Tabii çünkü Sayın Maliye Bakanı ile konuştuğumuz zaman da rakamlardan o anlaşılıyor artık. Kayıtsız olan üretim rakamları nedir? İşçiler. Çünkü SSK primleri o kadar yüksek ki, bunun yüzde 50'nin altına düşmesi lazım. Dolayısıyla tekstil sektörünün bir politikaya ihtiyacı var. Nedir politika? Dahilde işleme rejiminin kuralına riayet etmek. Dahilde işleme rejiminin her ülkede payı yüzde 3-5'tir. Bizde bu dahilde işlememe rejimi yüzde 65.
Dahilde işlememe rejimi diye özellikle ısrarla söylüyorsunuz...
NARİN: Dilim sürçüyor da...
Ama bu dil sürçmesi Kürşad Bey'i çok kızdırır. Bizi izleyenler de diyecek ki nedir bu dahilde işlememe rejimi?
NARİN: Valla bunu herkes biliyor. Şimdi bakın, bir rejim suistimallerle daima sarsılır. Suistimal yapan insanlar da fırsatçı insanlardır. Ciddi sanayici hangi branşta olursa olsun devlet prosedürlerinin dışında çalışmayı hiçbir zaman amaçlamayan insanlardan meydana gelir. Fırsatçı sektör değildir sanayicilik. İlaç sanayinde de böyledir, otomotivde de böyledir. Ama fırsatçı olan insanların zaten çok vakti vardır. Çünkü onların fırsat yaratmak için boş vakitleri vardır. Onlar muayyen kisveler altında bu fırsatçılığını değerlendirirler. Sayın Tüzmen niye bize kızacak? Sayın Tüzmen'le bizim kavgamız yok ki. Bakanlığın bütün vazifesi, sanayicinin menfaatini korumak. Biz onunla senede üç-beş defa bir araya geliyoruz konuşuyoruz, birçok problemimizi hallediyoruz. Ama bir yerde de mesela dahilde işlememe rejimiyle gelen malın rakamıyla ihracatta kullandığımız rakamın ayrılmış olan miktarınn açıklanmasını istiyoruz. Nedir bu rakam? Sen 10 milyar dolar ihracat yapıyorsan, bunun içinde ne kadar başkasının malı var, ne kadarı benim malım? Ne kadar mal gelmiş, ne için gelmiş? Yani, ne için geldiğinin hesabını Sayın Bakan soracak. Biz sanayiciler Sayın Başbakan'la üç-beş defa çok kısa konuşuyoruz, teşekkür ediyoruz çıkıyoruz. Biz söylüyoruz Sayın Başbakan dinliyor, inandığını yapıyor, ondan sonra bizim işimiz bitiyor. Çünkü biz sanayiciyiz, biz Başbakan'ın yararıda kalamayız ki. Sayın Bakanla da aynı şeyi yapıyoruz. Biz Sayın Bakanla nereye gideceğiz? İşimiz var, gücümüz var hepimizin.
Sayın Bakan şu an Milano'da. Milano Moda Fuarı var, genç tekstilciler de kendisiyle birlikte...
NARİN: Çok iyi.
Ama siz 2008'de çok önemli bir Federasyonun Başkanlık koltuğuna oturuyorsunuz, tüm trendlerin belirlendiği merkez burası değil mi? Ya bu gençler sizin başkanlığınızı kabul etmezse?
NARİN: Şimdi başkanlık, mahallede yapılan bir seçim değildir, meydanlarda yapılan bir seçim de değildir. Başkanlık, prosedürleriyle yapılan bir iştir, bir politikacı gibidir. Siz, 'ben partinin başına geçeceğim' dediğiniz zaman geçebiliyor musunuz? Onun da prosedürü var. Bizim başkanlığımız da böyle. Herkesin başkanlığı böyle, bakanlıklar da böyledir. Yani Ahmet, Mehmet istedi yahut istemedi diye başkan olduk veya olmadık diye tipimiz yok. Biz başkan oluruz, başkanlığımızın icabını yaparız. Ama bizim yaptığımız iş, sanayicinin bir memlekete katkısını müdafaa etmektir. Biz ceplerin kavgasını yapmayız, biz menfaatlerin kavgasını yapmayız.
2007'de iki seçim var. Türkiye'de kafalar kanşık. Öte yandan bir de sektörde patron kim konusu var. Bu, ciddi bir tartışma konusu diyoruz ve noktayı koyuyoruz...
NARİN: Son olarak şunu söyleyeyim, Sayın Tüzmen'le alakalı... Dediniz ki Milano'ya gitti, tabii fuarlara gidecek. Yalnız fuarlar onun işi değil bizim de işimiz. Bizim mallarımız da o fuarlarda var. Ama illa böyle konfeksiyoncuları yanına alarak gitmesini istemiyoruz. Niye? Çünkü, biz annesi babası olan bir sektörün ağırlıklı olan yatırımcılarıyız. Bizimle beraber herkes olmalı, bize karşı bir takım yaratarak o takımın menfaatlerini ortaya getirmek bizim işimize gelmez memleket olarak. Yani netice itibarıyla o bakansa, biz sanayici isek, öteki konfeksiyoncuysa, öbürü otomotivciyse, biz hepimiz biriz, biz birbirimizden ayrılmayız. Bizi birbirimize düşüren insanların yalnız menfaati olur. O menfaate karşı da biz yine kenetlenip müdafaamızı yapmalıyız. Çünkü, sanayisi olmayan, sanayi ile kalkınmayan bir ülkenin geleceğinde ekonomik dengeleri olmaz diye düşünüyoruz.
 
Kaynak:tekstilisveren.org

Finans





Haberdar Olun
Email
Ekle Sil

 

Copyright © 2004 Radikal Group Telif Hakları Radikal Group'a  Aittir.